Bir çiftlikte bir eşek ve sahibinin kucağından inmeyen bir köpek varmış. Eşek bu işe(!) kızmış ve köpeğe, “Ben o kadar efendime hizmet ediyorum ama hiç takdir görmüyorum. Sen hiçbir şey yapmadığın halde çok seviliyorsun. Ne olur bana bunu sırrını anlat” diye yalvarmış. Köpek, “Gayet basit” diye konuşmuş: “Ben, sahibim içeri girer girmez türlü oyunlar yaparak üstüne atılıyor, kucağına sıçrıyorum. Bu da onun hoşuna gidiyor.” Eşek sevinmiş, “Tama öyleyse” deyip sahibi kapıdan girince hemen hoplayıp zıplayarak adamın üstüne atılmış. Sahibi onu kudurdu sanmış, korkuyla yanından kaçarak eşeği kasaplara teslim etmiş.
GÜLMECE GÜLDÜRMECELER Nasıl çalışırız? İki tık tık bir tak takla Aşk nasıl başlar? Gözle dudakla Nasıl biter? Yatakla Vatandaş nasıl korkutulur? Günahla yasakla Nasıl yola getirilir? düdükle copla Çıkarcı kişi ne yapar? zalimlerin önünde atar takla Politikacı ne zaman şımarır? Bravoyla şak şakla Ömrümüz nasıl geçiyor? leylek gibi lak lakla!
POLİTİK TAŞLAMA Politikacı kendi işini anında bitirir Bizimkine gelince bin dereden su getirir. Politikacının en iyi yaptığı yemek cek caklı dolma Boğazında kalır sakın alma! Politikacı yer vatandaş bakar Ama gene de oyunu ona atar... Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete Politikacı sayesinde, ancak öbür dünyada Erişeceğiz selamete, kavuşacağız saadete.
MERHABA ŞİİRDİR DEĞERİNİ BİLENE İçtenlik ve sevgi kokan merhaba Bir şarkıdır gönlümüzde gül açtıran Makamı saba… Merhaba deyip geçmeyin; Gündüz güneşe eş olur, gece de mehtaba… Kimi zaman ufacık bir merhaba O kadar çok şey anlatır ki Gelmez hesaba kitaba… Bizden esirgenen bir merhaba Kıyar ilgi bekleyenin canına Öyle acı verir ki; Gerek kalmaz cellada, kasaba…
AŞKA SESLENİŞ Sensin bizi bencilliğe kul olmaktan toz gibi oradan oraya savrulmaktan kurtaran çöldeki vahamız sensin ağacımız dalımız yaprağımız sen. Hadi gel, gel artık gel de bitsin mutluluk özlemimiz şiirleşsin evrenimiz
TAŞLAR… Taşın yüzyıllarca ayakta kalanı: Dikilitaş Taşın çemberli olanı: Çemberlitaş Taşın sporcusu. Beşiktaş Taşın ticaret yapanı: Beltaş Taşın (erkek) türkücüsü: Bülent Serttaş Taşın (kadın) türkücüsü: Nuray Hafiftaş Taşın popçusu: Atilla Taş Taşın moda(cı) olanı: Nur Yerlitaş Taşın yükte hafif, pahada ağırı: Tektaş yüzük Çirkin ve kötü taş: Teröristlerin attığı ve masum vatandaşları yaraladığı taş Taşın en iyisi, en güzeli: Zalime atılanı ve onu tam on ikiden vuranı
ALTIN SEMERLİ EŞEK Semer, eşeğin yük ya da insan taşımak için sırtına vurulan palandır. Bir atasözümüze göre, eşeği dövemeyen semerini döver. Ünlü bir sözde şöyle deniliyor: “Bir biri size eşek diyorsa kulak asmayın ama giderek beş kişi eşek diyorsa, artık kendinize bir semer almanın zamanı gelmiş demektir.” Ortalıkta semersiz dolaşan eşekler bu öğüdü niye dinlemiyorlar acaba; yoksa semercileri zengin etmekten mi korkuyorlar? Ziya Paşa da kötü asıllı kişilerin üniformayla, büyük mevkilere gelmesiyle eşeklikten kurtulamayacaklarını vurguluyor ve altın işlemeli semer vursan eşek yine eşektir, diyor. Sami N. Özerdim, “İnsan Bu, Bilinmez” yazısında bu konuya bakın nasıl değiniyor: “Ziya Paşa, ‘Zerduz palan ursan eşek yine eşektir” demiş. Yanılmış. Eşeğin sırtındaki palanın cinsinden hiçbir zaman haberi olmaz. Gerçekten, o her zaman eşektir. Ama bilinen erdemleriyle! Kimseyi küçümsemez. Ne genel yazman tanır- daha doğrusu takar- ne de genel müdür! Kime böbürlenmiş ki eşek? Kime tepeden bakmış ki? Biz insanların budalalığıdır hayvanlara sataşmak!” Eşek deyip geçmeyin. Bakın ne olmuş: 1938 yılında Milton kasabasının belediye başkanı, seçmenlerin düşünmeden, sonuçlarına aldırmadan, laf olsun diye oy kullandıklarını kanıtlamak için bir eşeği aday gösteriyor, oy pusulasına da eşeğin resmini koyuyor. Seçim günü eşek, oyların yüzde elli birini alarak seçiliyor… Çok şükür, bizde böyle eşeklik yapan yok!
SEVGİ SARAYI Dostluk çok güzel şeydir Değişilmez paraya Gönülde gül açtırır Merhem olur yaraya *** Kin girmezse araya Güneş doğar yuvaya Nerede sevgi varsa Orası döner saraya
VATANDAŞ Tarhana bulgurdur baş yemeği rüyasında bile yiyemez bifteği ve de baklava böreği hakkını aramaya kalksa her zaman meşgul çıkar! biraz dirense yer köteği gittiği her yerde taşları bağlamış ama salıvermişlerdir köpeği
DİLEĞİMDİR Doğanın güzelliklerini özümse, bir tablo yap da duvarına as Uğramaz o zaman semtine ne keder ne de yas Başının üstünde taşı eşini dostunu Onlar öyle ak pak eder ki benliğini Kalmaz gönül evinde hiç kir ve pas... Rabbena hep bana, deme; İçtiğin mutluluk şerbetinden bize de ver bir tas Aman yaş tahtaya basma da kaç yaşına basarsan bas!
AŞKIMI SÖYLEDİM Aşkımı kuşlara söyledim Cıvıltıları yeri göğü kapladı Arpacı kumrusu bile onlara katıldı. Aşkımı ırmaklara söyledim Daha bir canlandı akışları Dereler bile çağladı. Aşkımı ağaçlara söyledim Yeşerdi solgun yaprakları Çiçekler açtı dallarında Aşkımı dağlara söyledim Eridi karı, apak oldu taşı toprağı Sıyrıldı kara bulutlardan başı Aşkımı insanlara söyledim Yere göğe sığmadı coşkuları Kuş olup uçtular, ırmak olup aktılar Tepeden tırnağa çiçek açtılar.
ÇAM DEVİRENLERE Kirletip durursanız böyle acımasızca havayı suyu toprağı hain ellerinizin kurbanı olursa gül gülüşlü çevre ve de çam bırakmazsanız devire devire hasret kalırız maviye yeşile ciğerlerimiz döner kevgire hepimiz kaldırılırız revire Bulamaz derdimize çare Lokman Hekim bile.
BAŞ TACI İnsanca yaşamaksa amacın Dostluk ve sevgidir Hem ihtiyacın hem de ilacın Dert kuyusuna düşersen O çıkarır düzlüğe Gül diker güzelliğe Onunla diner acın Dostun yoksa bir hiçsin Odur senin baş tacın Erhan Tığlı