Gel dostum gel rehberimiz olsun doğru iyi güzel Gel de gidelim seninle sevgi ve dostluğun güllü karanfilli bahçesine kaplamadan her yeri kin ve nefretin oluşturduğu sel
Ne güzel sevgi ve dostluğa uzanan eller zalimin önünde eğilmeyen beller Ne güzel güzelliğin gökyüzünde uçuşan kuşlar sevgiliye gidilen yolda aşılan yokuşlar sevgiyle bakan gözler, söylenen sözler ve ne güzeldir uçurtması tellere takılmayan mutluluk ölmeyi öldürmeyi düşünmeyen çocukluk
İNSANLIK NEREDE? Bir türküde, “İndim dereye, taş bulamadım / Gönlüme göre eş bulamadım” deniliyor. Eş yerine iş, aş da diyebiliriz. Taşların bağlandığı, köpeklerin salıverildiği bu devirde Zalime atmak için taş da yok. Lokantalarda, çarşı ve pazarda sağlıklı yiyecek bulmak o kadar zor ki... Yani eş bulmakla bitmiyor iş. İyilik, güzellik azaldı ama çevre kirliliği, gürültü, anarşi, terör bol miktarda var. Yaşamak pahalı, ölmek ucuz. Üstelik kötülüğe, çirkinliğe alıştık, göz yumarak, aldırmayarak daha da çoğalmaları için var gücümüzle çalıştık... “Bu viran ülke ve bu yoksul insan kütlesi için ne yaptın? (...) Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. (...) O, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte her yanın kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.” diyen Yakup Kadri ne kadar da haklı. Kendimi bir “Yaban” gibi hissediyorum ve sözde okur-yazar ama kitap okumayan, mektup bile yazmayan kişilerin kirli sokaklarında bir yabancı gibi dolaşıyorum. Magandalar birbirlerine eşek şakaları yapıyorlar, yedikleri yiyeceklerin artıklarını yerlere fırlatıyorlar, itişip kakışarak gelip geçenleri rahatsız ediyorlar ama kimse ses çıkar(a)mıyor, üstelik aman başım belaya girmesin, bana bulaşmasınlar da ne yaparlarsa yapsınlar, diye oradan hızla uzaklaşıyor herkes. İsmet İnönü’nün, “Namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar” sözü geliyor aklıma. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, dersek yüz bulur, astar ister böyleleri. Susma, sustukça sıra sana gelecek. Bu tür kişiler çoğalacak, rahat, huzur elden gidecek” diyorum ama kimse oralı olmuyor.
SEVGİ SARAYI Dostluk çok güzel şeydir değişilmez paraya gönülde gül açtırır merhem olur yaraya *** Kin girmezse araya güneş doğar yuvaya nerde sevgi varsa o yer döner saraya
DÜZLEŞEN YOKUŞ sevgi ve dostluktur gönlümüzü şenlendiren muhabbet kuşu hem şirindir hem de ölçüsü uyağıdır şiirimizin odur mutluluğa uzanan yokuşu düzleştiren duygularımızı düşüncelerimizi çiçekli bahçeye dönüştüren GÜLDEŞ YAZILAR GÖNÜLDEŞ SÖZLER Erhan Tığlı
ÇELİŞKİMİZ Sevişmelerden doğduk Savaşıyoruz Almayı pek seviyoruz ama Vermeyi unutuyoruz Çıkarımız için tazı oluyor Kilometrelerce koşuyoruz Özveri, erdem denilince Hemen coşuyoruz Vatan millet diye bağırıyoruz İş başa düşünce Çabucak sıvışıyoruz!
İNSANLIK NEREDE? Bir türküde, “İndim dereye, taş bulamadım / Gönlüme göre eş bulamadım” deniliyor. Eş yerine iş, aş da diyebiliriz. Taşların bağlandığı, köpeklerin salıverildiği bu devirde Zalime atmak için taş da yok. Lokantalarda, çarşı ve pazarda sağlıklı yiyecek bulmak o kadar zor ki... Yani eş bulmakla bitmiyor iş. İyilik, güzellik azaldı ama çevre kirliliği, gürültü, anarşi, terör bol miktarda var. Yaşamak pahalı, ölmek ucuz. Üstelik kötülüğe, çirkinliğe alıştık, göz yumarak, aldırmayarak daha da çoğalmaları için var gücümüzle çalıştık... “Bu viran ülke ve bu yoksul insan kütlesi için ne yaptın? (...) Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. (...) O, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte her yanın kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.” diyen Yakup Kadri ne kadar da haklı. Kendimi bir “Yaban” gibi hissediyorum ve sözde okur-yazar ama kitap okumayan, mektup bile yazmayan kişilerin kirli sokaklarında bir yabancı gibi dolaşıyorum. Magandalar birbirlerine eşek şakaları yapıyorlar, yedikleri yiyeceklerin artıklarını yerlere fırlatıyorlar, itişip kakışarak gelip geçenleri rahatsız ediyorlar ama kimse ses çıkar(a)mıyor, üstelik aman başım belaya girmesin, bana bulaşmasınlar da ne yaparlarsa yapsınlar, diye oradan hızla uzaklaşıyor herkes. İsmet İnönü’nün, “Namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar” sözü geliyor aklıma. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, dersek yüz bulur, astar ister böyleleri. Susma, sustukça sıra sana gelecek. Bu tür kişiler çoğalacak, rahat, huzur elden gidecek” diyorum ama kimse oralı olmuyor.
DENİZ ÇAĞIRIYOR Deniz çağırıyor bizi Gelin diyor gelin Kucaklaşalım doya doya Balıklarıma bir merhaba deyin Güzelliklerini sunmak için Sabırsızlanan mavi suya Sevginizi sebil edin... Deniz çağırıyor bizi deniz Gelin diyor gelin El ele tutuşun dalgalarla Martılarla hora tepin Mutluluğu edelim gelin yakamozlarla
BAŞ TACI İnsanca yaşamaksa amacın Dostluk ve sevgidir Hem ihtiyacın hem de ilacın Dert kuyusuna düşersen O çıkarır düzlüğe Gül diker güzelliğe Onunla diner acın Dostun yoksa bir hiçsin Odur senin baş tacın Erhan Tığlı
DÜNYA BARIŞ GÜNÜ Dünyayı verelim çocuklara Hiç değilse bir günlüğüne Allı pullu bir balon Gibi verelim oynasınlar Oynasınlar türküler söyliyerek Yıldızların arasında Dünyayı çocuklara verelim Kocaman bir elma gibi verelim Sıcacık bir ekmek somunu gibi Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar Dünyayı çocuklara verelim Bir günlük de olsa öğrensin Dünya arkadaşlığı Çocuklar dünyayı alacak elimizden Ölümsüz ağaçlar dikecekler . Nazım Hikmet
HEM GÜL HEM DÜŞÜN Sadece düşünmek ya da gülmek yetmez Düşünceni gülüş, gülmeni düşünce süslemeli İşte o zaman dalında öter muhabbet kuşu, bülbül Akar sevgi ırmağın gürül gürül Açılır mutluluğun kapıları ardına dek Merhaba der, el sallar lale, karanfil, sümbül Çiçek bahçesi olur gönül Solmaz maviliklerin yeşilin alın Duygularının pınarına neşe verir güzellikler Dertlere nokta koyarsın, sevinçlere virgül